XII. SALON, 26.04.2026 saat: 14:00'a kadar internet sitemizden pey verebilirsiniz. 14:02 itibariyle canlı müzayedemiz başlayacaktır. Kitap, Dergi ve süreli yayın hariç tüm ürünlerden % 20 ürün KDV'si alınmaktadır. Komisyon Oranı: % 20 + KDV'dir. ÖDEME SÜRESİ MÜZAYEDE BİTİMİNDEN SONRA 1 HAFTADIR.
Enderûn-i Hümâyûn Hazine Odası´nda ve Hırka-i Saadet Dairesi imamlığı yapan Hâfız Vahdetî´nin katipliği esnasında yazdığı belgelerden biri.
Belgede, Mehmed Muhyiddin adlı bir binbaşının miralaylığa atanması emredilmiştir.
Pertevniyâl Vâlide Sultan Kütüphânesi hâfız-ı kütûbü Osmân Nûrî Efendi’nin oğludur. H. 1298/M. 1881’de İstanbul’da doğdu. Babasından hafızlık eğitimi alıp sülüs ve nesih meşkedip icâzet aldı. Taliki de Sâmî Efendi ve Hulûsi Yazgan’dan öğrendi. Bahaeddîn Tokatlıoğlu'ndan da tezhip ve cilt sanatlarını öğrendi. 15 Mart 1953 tarihinde vefat etti. Topkapı Kabristanı’na defnedildi.
1982 yılında Erzurum´da doğdu. 1994-1999 yılları arası medrese tahsili sırasında hafızlığını tamamlayarak Arapça ve ilmihal dersleri aldı. Birçok hafızın yetişmesine vesile oldu.
Hat derslerine 1997 yılında Abdullah Gün ile başladı. Akabinde hattat Davud Bektaş´tan sülüs-nesih ve rik’a yazılarını yeniden meşketti. 2011 senesinde Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Geleneksel Sanatlar Hat Ana sanat dalında yüksek lisans yaptı. Bu alanda Prof. Dr. M. Hüsrev SUBAŞI ile nazari ve uygulamalı çalışmalar yaptı. 2011 yılında Fatih Camii, 2012 yılında Süleymaniye Camii pencere üstü yazılarının restorasyon işlerinde çalıştı. Birçok caminin kuşak ve kubbe yazılarını yazdı. Sanatçı halen çeşitli yerlerde hat dersleri vermeye devam ediyor.
Prof. Dr. Fatih Özkafa 1974 Konya doğumlu. 1994 yılından itibaren Hattat Dr. Hüseyin Öksüz’den 2002 yılında ise sülüs-nesih dallarında icâzetnâme aldı. 2013 yılında Doçent 2020 yılında Profesör unvanı aldı. Yurt içindeki ve yurt dışındaki çok sayıda resmî ve özel koleksiyonda hat eserleri bulunmaktadır. Klasik ve modern hat kategorilerinde eserler vermekle birlikte akademik çalışmalarını sürdürmektedir. Felsefe ve İslam sanatlarından başka, edebiyat, fotoğraf, grafik tasarım ve sinema da ilgi alanları arasındadır.
Ders kitaplarında yer alan İstiklal Marşı ve Gençliğe Hitabe´yi yazan Etem Çalışkan, grafik tasarım ve kaligrafi eserleriyle bir devre damga vurmuştur. Çalışmaları arasında kaligrafik tarzda Türkçe Kur´an meali ve iki ciltlik Nutuk da vardır.
1977 yılında Tahran’da doğdu. 1998-2002 yılları arasında Hakim Gannam’dan sülüs meşk etti. İstanbul’a taşındıktan sonra üstat Mehmed Özçay’la çalışmaya başladı. 2005 yılında IRCICA’da düzenlenen törenle hocasından sülüs icazeti aldı. Yerel ve uluslararası pek çok yarışmada ödüller kazanan sanatkâr, hüsnühat çalışmalarını hâlen İstanbul’da sürdürmektedir.
İki kez şeyhülislam olan Bostanzâde Mehmed Efendi, 3. Murad devrinde görev yapmıştır. Özellikle şair Bâkî ile girdiği tartışmayla tanınan Bostanzâde, Bâkî´nin bazı beyitlerinin küfrü mucib olduğunu ve azledilmesini istemiştir. Ancak padişah Bâkî yerine Bostanzâde´yi azletmiştir.
Fetvalarda karı koca hukuku, genç yaşta evlilik, miras hukuku, el değiştiren mîrî araziler, camide uygunsuz davranış ve ıslah olma meselesi ve iftira atılması, yanlış beyan, yalancı şahitlik, mîrî arazi meseleleri sorulmuştur.
Bir fetvada eşinin masraflarını karşılamayan kocanın, eğer eşi ihtiyaçları için borçlanırsa borcu kocanın ödemesine fetva verilmiştir. Mîrî arazisini terk edip eşkıyalığa başlayan şahsın daha sonra gelip o arazide hak iddia etmesinin sorulduğu fetvada da eşkıyanın arazi üzerindeki hakkını kaybedeceği fetvası verilmiştir.
Hoca Sadeddin Efendi´nin oğludur. 3. Mehmed ve 1. Ahmed´in şeyhülislamlığını yapmıştır.
Fetvalarda özel mülkiyet ve arazi hukuku, vefat ve evlilik, İstanbul´da ikamet, miras hukuku, şer´î hukûkun kararına itaat etmeyen suçlunun hükmü, süt annelik, ödenmeyen borç gibi meseleler sorulmuştur. Bir fetvada birkaç kez mahkeme kararıyla haksız çıkmasına rağmen uymayan kişinin ne olacağı sorulmuş, Şerif Mehmed Efendi zor kullanarak (tazir ile) itaat ettirilmesi gerektiği fetvasını vermiştir.
3. Mehmed ve 1. Ahmed´in şeyhülislamlığını yapan Sunullah Efendi tam dört kez göreve gelmiştir.
Fetvalarında ticaret ve borç hukuku, özel mülkiyet hakları, miras ve tımar hukuku, evlilikte kız çocuğunun rızası, vakıf hukuku, temessük, kasten yaralama ve kasıtsız katil gibi konular sorulmuştur.
Cevaplarda Sunullah Efendi´nin örfî hukuka ve Osmanlı hukuk sistemine vukufiyeti hemen fark ediliyor. Devletin işleyişi, toplumun dirlik ve huzuru, vakıfların hukuku ve işleyişi gibi konulardaki hassasiyetiyle tanınan Sunullah Efendi, hem devrindeki çeşitli kesimlerden sevgi ve destek görmüş hem de tarihçilerin takdirini kazanmıştır.
Sultan 3. Murad´ın şeyhülislamlığını yapan Kadızâde Ahmed Efendi, hem Kanuni Sultan Süleyman hem 2. Selim devrinde önemli görevlerde bulunmuş ve sefere çıkmıştır. Görevi döneminde üst düzey ilmiye mensuplarının protokolde yükselmesini sağlamıştır.
Fetvalarda boşanma hukuku ve mehir ile mülk davasında zaman aşımı meseleleri sorulmuştur.
Tam üç kez şeyhülislamlık yapan Ebûsaid Efendi, Hoca Sadeddin Efendi´nin torunudur. Tüm görev süreleri 4. Mehmed devrindedir.
Fetva örfî vergi hukukuna dairdir.
Şemseli ve mıklebli deri dönem cildinde.
Endülüslü şair ve derlemeci İbni Abdirabbih´in en meşhur eseri "İkdü´l-Ferîd"e yazılan şerh "Rûhu´l-Mürîd" ile başlayan ve ağırlıklı olarak kıraat ilmi eserleri içeren mecmua.
Kitapta sırasıyla:
1- RÛHU´L-MÜRÎD ŞERHİ İKDÜ´L-FERÎD,
2- KEŞFÜ´L-ESRÂR fî RESM-İ MESÂHİFİ´L-EMSÂR, Mehmed bin Mahmud el-Kârî,
3- TECVİD RİSALESİ,
4- ŞERHU´Ş-ŞÂTIBİYYE fî İLMİ´L-KIRAATİ´Ş-ŞERÎFE,
5- TECVÎDÜ´L-KUR´ÂN alâ KIRAATİ´L-ÂSIM,
6- TECVÎD-İ MANZÛM.
Kitaptaki en uzun eser Şâtıbî şerhidir. Kâsım bin Şâtıbî´nin kıraate dair ünlü manzum eserinin şerhidir.
*Baştaki İkdü´l-Ferîd´in bir ya da iki sayfası eksiktir, dibacenin "ve ba´dü" kısmı yoktur. Başta ve sonda kopuk duran sayfalar vardır.
İki yüzünde de ortada lafza-i celâl, dört kenarında da "İnnehû le-kur´ânün mübîn, fî kitâbin meknûn." (Vâkıâ sûresi 77-78. âyet) ve "Ve le zikrullâhi ekber" (Ankebût sûresi 45. âyet) yazılıdır.
Sultan Mehmed Reşad, cülûsu sebebiyle kutsal mekânların resmedilip kendine sunulmasını emretmişti. Bu çizim de o sebeple hazırlanan çizimlerdendir. Resmin altında "Kuds-i Şerif´deki Mescid-i Aksâ´nın manzara-i hâriciyesidir" notuyla "Hendese-i Mülkiye Mektebi mezunlarından Abdullah Necâti" imzası atılmıştır.
Yanları kulplu, kapağı kemer tokalı, yüzeyi sicim ve işlemeyle süslenmiş surre sandığı.
Okunuşu: "Böyle ´üstâd-ı yegâne-i´ Ayıntâb / Kanberzâde demekle şöhretyâb"
Uzun yıllar bu işi yapması ve sayısız surre çantası dikmesi sebebiyle kazandığı tecrübe ve özgüveni "üstâd-ı yegâne" imzası atarak belli eden Kamberzâde Hacı Ali...
Kabe-i Muazzama, Ravza-i Mutahhara ve Kudüs´ten minber görüntüsünün işlendiği halı. Üst kısımda Arapça olarak "Üç mescitten başkası için yolculuk edilmez: Mescid-i Haram, benim Mescid´im ve Mescid-i Aksâ" hadisi yazılıdır. Hadisin sağ ve solunda lafza-i celâl ile ism-i nebî ile hulefâ-i râşidînin adları yazılıdır.
Resmin sağ üstünde Âl-i İmrân sûresi 97. âyetinin "Gücü yetenlerin Beyt´i haccetmesi, Allah´ın insanlar üzerinde bir hakkıdır." mealindeki bölümü, sol üstünde de İsrâ sûresinin ilk âyetinin "Kulunu Mescid-i Haram´dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa´ya yürüten Allah, noksan sıfatlardan uzaktır." mealindeki baş kısmı yazılıdır.
Sol tarafta yine lafza-i celâl ve besmele ile Türkçe dua yazılıdır.
Özellikle yolculukta ve yerleşim yeri dışında kıble yönünü doğru tayin için kullanılan kıblenümâ, namaz kılan seyyah, asker ve erkânın vazgeçilmezleri arasındaydı. Yer yön tayini ile de mümkün olan kıble tespiti zaman aldığı için uzun yolculukların ve seferlerin önemli eşyaları arasında özenle hazırlanıp tezyin edilmiş kıblenüma da yer alırdı.
Metal ucunda "JOHN MITCHELL´S M 0133 BIS" yazılıdır.
John Mitchell, 1828 yılında çelik uçlu kalem ucunu icat eden ve çeşitli kaligrafi kalem uçları tasarlayan İngiliz üreticidir.
Sultan Abdülmecid döneminde, Beykoz’da İncirli Köyü civarında Tophane Nazırı Fodosizade Ahmet Fethi Paşa tarafından 1840’lı yıllarda kurulan bu fabrika, Osmanlı’nın ilk ciddi porselen üretim merkezi olarak kabul edilir. O dönemde İstanbul’da gerçekleştirilen üretimin kalitesini ve yerli niteliğini vurgulamak amacıyla, porselenlerin alt kısmına “Eser-i İstanbul” damgası vurulmuştur. Şekerliğin tabağı "Eser-i İstanbul" soğuk damgalı, şekerlik ise "Eser-i İstanbul" yazılıdır.
Pulat (çelik) tepsiler, ilk olarak 18. yüzyıl sonunda Avrupa´da imal edilmiştir. 19. yüzyılda Galata ve özellikle Haliç´te kümelenmiş Yahudi zanaatkarlar tarafından Osmanlı pazarına sokulan pulat tepsiler; ustaların işlediği İstanbul panoramaları, saray manzaraları, Osmanlı mimarisini temsil eden yapılar gibi tasvirlerle yerelleşmiş, bu yönüyle günümüzde hem dekoratif bir koleksiyon nesnesi hem de kültürel bir miras olarak koleksiyon değeri kazanmıştır.
Pulat (çelik) tepsiler, ilk olarak 18. yüzyıl sonunda Avrupa´da imal edilmiştir. 19. yüzyılda Galata ve özellikle Haliç´te kümelenmiş Yahudi zanaatkarlar tarafından Osmanlı pazarına sokulan pulat tepsiler; ustaların işlediği İstanbul panoramaları, saray manzaraları, Osmanlı mimarisini temsil eden yapılar gibi tasvirlerle yerelleşmiş, bu yönüyle günümüzde hem dekoratif bir koleksiyon nesnesi hem de kültürel bir miras olarak koleksiyon değeri kazanmıştır.
Pulat (çelik) tepsiler, ilk olarak 18. yüzyıl sonunda Avrupa´da imal edilmiştir. 19. yüzyılda Galata ve özellikle Haliç´te kümelenmiş Yahudi zanaatkarlar tarafından Osmanlı pazarına sokulan pulat tepsiler; ustaların işlediği İstanbul panoramaları, saray manzaraları, Osmanlı mimarisini temsil eden yapılar gibi tasvirlerle yerelleşmiş, bu yönüyle günümüzde hem dekoratif bir koleksiyon nesnesi hem de kültürel bir miras olarak koleksiyon değeri kazanmıştır.
Pulat (çelik) tepsiler, ilk olarak 18. yüzyıl sonunda Avrupa´da imal edilmiştir. 19. yüzyılda Galata ve özellikle Haliç´te kümelenmiş Yahudi zanaatkarlar tarafından Osmanlı pazarına sokulan pulat tepsiler; ustaların işlediği İstanbul panoramaları, saray manzaraları, Osmanlı mimarisini temsil eden yapılar gibi tasvirlerle yerelleşmiş, bu yönüyle günümüzde hem dekoratif bir koleksiyon nesnesi hem de kültürel bir miras olarak koleksiyon değeri kazanmıştır.
Tepsinin merkezinde iki adet II. Abdülhamid tuğrası ve iki adet "sah" damgası yer almaktadır. Tepsinin kenarındaki üzüm salkımı ve asma detaylarında da tuğra damgası yer almaktadır. Tepsinin altında 4 adet çeşni izi yer almaktadır. Tepsideki "sah" damgasından da anlaşılacağı üzere, eser Osmanlı Darphanesi tarafından denetlenmiş ve ayarı onaylanmış yüksek kaliteli bir gümüş işçiliğidir.