XI. SALON, 29.03.2026 saat: 14:00'a kadar internet sitemizden pey verebilirsiniz. 14:02 itibariyle canlı müzayedemiz başlayacaktır. Kitap, Dergi ve süreli yayın hariç tüm ürünlerden % 20 ürün KDV'si alınmaktadır. Komisyon Oranı: % 20 + KDV'dir. ÖDEME SÜRESİ MÜZAYEDE BİTİMİNDEN SONRA 1 HAFTADIR.
Mıklebli kırmızı deri dönem cildinde. Serlevhalı, altın cetvelli, altın duraklı ve tahrirli. Kırmızı ve siyah nesih yazı ile...
İlk metnin son sayfasında müellifin Abdülkâdir Geylânî olduğu yazılıdır. Eserin asıl adı "Ed-Delâil" olsa da "Evrâd" ve "Salavâtü´l-Kübrâ" adlarıyla tanınmıştır. Metin, tam teşekküllü bir tasavvuf evrâdıdır. İlk kısımda salavat ve dualar, ikinci kısımda kısa sûreler, ardından da "Yâ Mevlâyî yâ Kâdir" ifadesiyle başlayan dualar vardır. "Vird-i mübârek bitti" anlamındaki Arapça başlıktan sonra evrâd olarak başka nelerin okunacağı yazılıdır.
Ketebe kaydında adı geçen hattatın Hâfız Osman ekolünden İstanbullu Hâfız Mehmed Sâlih Hulûsi olması muhtemeldir.
Fâtih dersiâmlarından ve Mekteb-i Hukûk-i Şâhâne hocası (Daha sonra Şeyhülislam olacak olan) Mûsâ Kâzım Bey´in Mâbeyn-i Hümâyûn başkâtibi Tahsin Bey´e hediye ettiği tercüme eserdir.
"Her ne kadar ´zâhirî´ şer´î ilimlerle iştifal etsem de ´lübb-i şerîat´i de idrâke fıtraten mâil olduğum için geri duramadım" diyerek hazırladığı çevirdir.
Çiçek desenli ve zencerekli deri dönem cildinde. Serlevhalı, baş ve son sayfaları beynessutur tezhipli, konu başları levhalı, tam sayfaları altın cetvelli ve kırmızı-siyah tahrirlidir.
İcâzeti veren: Eşrefzâde Seyyid Mehmed Hulûsî
İcâzeti alan: Mustafa Rüşdî İnebolî.
Mustafa Rüşdî Efendi´nin aklî, naklî ve edebî ilimlere dair aldığı icazetlerin toplu olarak verildiği metin.
Farklı ilim dallarına dair farklı ilim silsilelerinin yer aldığı icazetin son kısmında asıl hocası olan Eşrefzâde´nin iki mührü vardır.
Mıklebli, şemseli ve zencerekli döre dönem cildinde. Lacivert cetvelli, kırmızı ve siyah mürekkeple harekeli nesih yazı ile...
Bedir Savaşına katılan sahabelerin adlarının başına bir salavat ve sonuna dua eklenerek anıldığı eser. Sivaslı Nakşibendî Muhammed Rüstem tarafından yazılmıştır. Sayfa kenarlarına yer yer kırmızı ve siyah mürekkeple açıklayıcı nizamî notlar düşülmüştür.
*Sırtının ayak ve baş tarafında açılma vardır. İki sayfada metin kaybolacak şekilde silinme vardır. Formalar ciltten ayrıktır.
19. Osmanlı Şeyhülislamı Abdülkadir Şeyhî Efendi´nin fetvaları.
Sorularda yetim hakkı ve miras hukuku, borç hukuku, iman ve kadılık, vasîlik gibi konular sorulmuştur. Bir soruda fetva ile amel etmeyen ve küçümseyen kadı´nın iman ve nikâh tazelemesi gerektiğine hüküm verilmiştir.
Divanı ile ünlü 27. Osmanlı şeyhülislamı Yahya Efendi´nin fetvaları.
Sorularda "süt kardeşliği, ortaklık, borç ve yemin hukuku, iş hukuku" gibi meselelere cevap istenmiştir.
Mısır kadılığı ile hem Anadolu hem de Rumeli kazaskerliği yapan Yahya Efendi, devletin kargaşalı yıllarında farklı padişahların saltanatında şeyhülislamlık yapmıştır. Renkli kişiliği, ilmî derinliği ve şairliği ile tanınıp çok sevilen bir şahsiyetti.
Şiirlerinin konuları yüzünden ağır ithamlara maruz kalmış, bu iftiraları kaldıramayarak sağlığı bozulmuştur.
28. Osmanlı şeyhülislamı Âhizâde Hüseyin Efendi´nin fetvaları. Fetva istenen konular miras ve borç hukuku, evlilik ve boşanma hukuku, ortaklık gibi meselelerdir.
İşlemeli, zencerekli ve mıklebli deri dönem cildinde. Son sayfadaki tarih metnin değil icâzetin tarihidir.
Serlevhalı, cetvelli, duraklı ve tahrirlidir. Başlıklar levhalıdır.
Son sayfada Mevlânâ´nın 19. kuşak torunu Abdülhalim Çelebi´nin (1874-1925) "Çâker-i âl-i Nebî hâdim-i şer´-i kavîm câ-nişîni-i Hazreti Molla-yı Rûm Abdülhalîm (imza-Abdülhalim Çelebi)" yazılı ithaf ve imzası vardır.
Evrâd, Kilis Mevlevîhânesi postnişîni Sabûhî Efendi´nin oğlu Abdülganî Efendi´ye aittir. Hem baş tarafta hem son sayfada talik yazıyla Evrâd-ı Şerîf´ın ona ait olduğu notu düşülmüş ve altına mühür basılmıştır.
Son sayfadaki notta: "İşbu Evrâd-ı Şerîfi kıraat edecek olan zat Kilis Mevlevihânesi postnişîni merhum Sabûhî Dede Hazretlerinin mahdûm-i âlîleri Abdülgani Efendi´dir. El-fakîr el-hakîr ser-tarîk-i dergâh-ı âlî (mühür: Ser-tarîk-i dergâh-ı Hazreti Mevlânâ" yazılıdır. Bu ve bir önceki sayfadaki evrâd icâzeti Abdülhalim Çelebi´nin el yazısıyla ve mührüyledir. Eser, önce Sabûhî Dede Efendi´ye icâzet olarak verilmiş, ondan da oğluna geçmiştir.
*Sırtının baş ve ayak tarafları hasarlıdır. Formaları ciltten ayrıktır.
Biletler "Hediyye-i Askeriyye Cemiyet-i Umûmiyyesi" adına Mevlevî ihvan tarafından satın alınmak üzere hazırlanıp 6 kuruştan satışa çıkarılmıştır. Üst başlıkta "Hediyye-i Askeriyye Olarak Mensûbân-ı Mevleviyyeye Mahsus Bilyetdir" yazılıdır. Altındaki metinde "düşmana karşı Allah yolunda gazâ ve cihat eden; din ve devlet ile vatan millet uğrunda canını ortaya koyan" ihvanlara destek maksatlı bu belgenin Mevlevî tarikatı mensupları tarafından güçleri yettiğince almaları tavsiye edilmiştir.
Biletin arka yüzünde nerelerden temin edileceği yazılıdır. Galata, Kasımpaşa, Üsküdar ve Yenikapı Mevlevîhânelerinde satılan belge aynı zamanda Beyazıt´ta Kâğıtçı Said ve Üsküdar´da Attar Hacı Şükrü Dede´nin dükkânlarında da satışa çıkarılmıştır.
Ayrıca taşrada olup almak isteyenlerin posta yoluyla satın alabileceği yazılıdır.
Arka yüzünde "Huzûr-ı Âlî-i Hazreti Reşâdetpenâhiye takdim kılınmıştır
Kulları Abdülhalim" notu yazılıdır.
Fotoğrafın alt kısmında Osmanlıca, Ermenice, Fransızca ve Grekçe olarak "M. İhparyan" yazılı fotoğrafçı mühürü vardır.
Fotoğraflarda; Kani Karaca, Bahariye Mevlevihanesi Şeyhi Hüseyin Fahrettin Dede´nin torunu Selman Tüzün Dede, Faruk Hemdem Çelebi (çocujluğu) gibi kişiler görülmektedir.
Halveti geleneğinde postnişînin tekkede giydiği türden olan hırka, mezarı Kastamonu'da Şaban-ı Veli Hazretlerinin yanında yer alan Bolu Halvetî şeyhi İbrahim Efendi'nin tekke kıyafetidir.
Aynanın arka yüzünde, II. Mahmud tuğrasının yanında yer alan "Mucebince amel oluna" ifadesi; Osmanlı döneminde özellikle resmi yazışmalarda, fermanlarda ve mahkeme kararlarında kullanılırdı. “Gereğince işlem yapılsın / Gereği yerine getirilsin.” anlamına gelen cümle; bir üst makamın, alt makama “gereken yapılsın” talimatı verdiğini ifade etmekteydi. Resmi belgelerde çokça karşımıza çıkan cümlenin bir objede kullanımı nadir bir örnek teşkil etmektedir.
Plaka üzerinde yer alan Rusça yazının tercümesi: "Yoldaş Kuzmin'e, Devrimci Komünist Kızıl Ordu'nun 14. kuruluş yıldönümü gününde, taburumuza sağladığı lojistik destek için."
Kompozisyonda; saçağında Doğu halısı ve palmiye yaprakları bulunan bir dükkan içinde, elinde tütün çubuğuyla bağdaş kurarak oturmuş bir esnafla, cilveli bir şekilde dans eden Doğulu kadın yer almaktadır. Dükkanın duvarında ise kaplan postu, kalkan ve bir çift tüfek asılıdır. Ayrıca oryantalist sahnelerin olmazsa olmaz objelerinden kilim, çarık, nargile, ibrik gibi parçalar da dükkanın girişine serpiştirilmiştir.
Tepsinin merkezinde yer alan İstanbul tasvirinde; Beyazıt Yangın Kulesi, Süleymaniye Camii, Valens Su Kemeri, Zeyrek Camii ve Hayratiye Köprüsü gibi anıtsal yapılar göze çarpmaktadır.
Pulat (çelik) tepsiler, ilk olarak 18. yüzyıl sonunda Avrupa´da imal edilmiştir. 19. yüzyılda Galata ve özellikle Haliç´te kümelenmiş Yahudi zanaatkarlar tarafından Osmanlı pazarına sokulan pulat tepsiler; ustaların işlediği İstanbul panoramaları, saray manzaraları, Osmanlı mimarisini temsil eden yapılar gibi tasvirlerle yerelleşmiş, bu yönüyle günümüzde hem dekoratif bir koleksiyon nesnesi hem de kültürel bir miras olarak koleksiyon değeri kazanmıştır.
17. yüzyıldan itibaren Eyüp, İstanbul’un en meşhur oyuncak üretim ve satış merkezlerinden biri haline gelmiştir. Oyuncakçılar Çarşısı´nda kümelenen oyuncak dükkanları; tahta, teneke, deri, kil gibi basit ve atık malzemeler kullanarak çocuklar için çeşitli oyuncaklar üretirdi. Bu oyuncaklar özellikle sünnet çocuklarının geleneksel ziyaretleri sırasında ve Eyüp semtinin hareketlendiği dini bayramlarda satılırdı. Ancak 19. yüzyılda Pera’da açılan mağazalarda satılan Batı üretimi fabrikasyon oyuncaklarla rekabet edemeyen yerli oyuncakçılar zamanla birer birer tarih sahnesinden çekildi. 1957’de Eyüp Bulvarı’nın açılmasıyla Oyuncakçılar Çarşısı’nın ortadan kalkması, Eyüp oyuncakçılığını yaşatmaya çalışan son dükkanların da yok olmasına yol açtı.