"Güvenler´e sevgiyle" ithafıyla imzalıdır.
Düşünce dünyasının iki önemli yazar-çevirmeni tarafından hazırlanan bu kitap Fransız Varoluşçu filozof Jean Paul Sartre´ın çağın düşüncesini ve çağını yaşamanın kaygısını bir doktrin haline getirmiş yazılarından oluşmaktadır.
Abdülhak Hâmit Tarhan’ın Paris elçiliğindeki görevinden azledildikten sonra yazdığı ve dönemin sansürü nedeniyle 1886 yılında Bir Sefilenin Hasbıhâli adıyla yayımlanan eseri. Kitabın asıl adı Kahbe Yahut Bir Sefilenin Hasbihâli´dir normalde. Hâmit, eserin ön sözünde Kahpe’yi yazarken Victor Hugo’nun Sefiller’inden etkilendiğini söyler. İçinde mensur kısımların da bulunduğu eser, tiyatro örgüsü kullanılarak yazılmış ve monolog şeklinde düzenlenmiştir.
Hatay Devleti Maarif ve Sıhhat Vekili olarak görev yapmış olan Ahmet Faik Türkmen´in, Hatay´ın henüz Türkiye´ye katılmadığı yıllarda kaleme almaya başladığı ve bir Hataylı olarak şehri tarihinden coğrafyasına, kültüründen ticaretine mercek altına aldığı, dönem için belgesel nitelik taşıyan fotoğraflarla zenginleştirdiği mühim çalışması... Birinci cildin sonunda katlanır "Hatay (İskenderun, Antakya ve Havalisi) Haritası" mevcuttur (79x52 cm). Aynı cilt, "Muhterem üstadım Besim Atalay´a saygılarımla." ithafıyla, 7 Şubat 1952 tarihinde imzalanmıştır.
Nakşibendi şeyhi Mehmed Nuri Şemseddin Efendi tarafından kaleme alınan eserde, tasavvuf, ahlak ve tarikat usülleri konuları işlenmiştir.
*Kitabın baş kısmında "Evrad-ı Fethiye", son kısmında ise "Vasiyetname" eserlerine yer verilmiştir.
Harf öğrenimini tamamlamış olan çocukların kıraat derslerinde yardımcı kaynak olarak Muallim Naci tarafından hazırlanan eser. Osmanlının ilk modern kitapçılarından Kitapçı Arakel Tozluyan´ın matbaasından çıkma nadir bir baskıdır.
Servet-i Fünun edebiyatının genel eğiliminden farklı olarak Namık Kemal çizgisini izleyen ve şiirleriyle olduğu kadar, ateşli düzyazılarıyla ve incelikli nükteleriyle de haklı bir üne sahip olan Süleyman Nazif, İstanbul´un işgal günlerinde yazdığı "Kara Bir Gün" adlı, son derece sert bir üslupla kaleme alınmış yazısıyla büyük bir etki yaratmış, kitlesel gösterilere yol açmış ve Malta´ya sürgün edilmişti. Batarya ile Ateş, Süleyman Nazif´in Plevne, Balkan, Giirit cephelerinde canını siper eden askerlerimizin fedakârlıklarını coşkulu bir üslupla dile getirdiği, en ünlü eserlerinden biridir.
Divan şiirine yeni bir soluk getiren şair Nedim´in divanı.
Girişte Nedim´in kısa biyografisi ve ikinci kısımda eserdeki kelimelere dair bir lügatçe vardır.
Régla kitabında Batılı ülkelerin "Hasta Adam" olarak nitelendirdikleri Osmanlı İmparatorluğu´nun yapısını ve halklarını incelemektedir. Paul Régla’nın (1838-?) asıl adı Paul Andre Desjardin’dir. Cezayir’de doğmuştur. Hayatı hakkında çok az bilgi vardır. Gençliğinde bir ara askeri hekim olduktan sonra sivil hayata geçip Paris’te bir elektro-terapi enstitüsü kurmuş ve 1869’da bir tıp ve edebiyat dergisi yayımlamaya başlamıştır. 1886-1889 arasında İstanbul’da bulunan Paul de Regla’nın geliş nedeni bilinmemektedir. Büyük bir olasılıkla mesleğini burada da sürdürmüş, ancak 2. Abdülhamid’in ilk döneminin saray dedikodularına ve mason olduğu için, 5. Murad’ı kurtarma çabalarında bulunan İstanbul’daki mason ortamının girişimlerine karışmıştır. Bundan dolayı Sadrazam Kamil Paşa’nın hışmına uğramış ve Fransa’ya dönmek zorunda kalmıştır. Bundan sonra da Regla hayatının en büyük kısmını 2., Abdülhamid rejimini suçlayan ve bu arada Fransa’da “kızıl sultan”a karşı olan duyguları kullanarak adını duyurmaya çalışan kitaplar yayımlamakla geçirir. İlk olarak 1889’da La Turquie Officielle adlı kitabı çıkarır. Yazara göre Paris’teki Türk Elçiliği ve 2. Abdülhamid’in gizli polisi bu kitabın yayımını engellemek üzere çabalarda bulunmuşlar ve bu konuda Fransız makamlarına da başvurmuşlardır. Ancak tüm bu çabalardan doğan skandal kokusu kitabın 1890 ve 1891’de iki baskı daha yapmasına yol açmıştır. Bu başarı da Regla’nın aynı yolda devam etmesine neden olur. 1892’de ikinci kitabı Les bas-fonds de Constantinople (İstanbul Batakhaneleri) çıkar. Gezi anısı biçiminde olan bu kitapta yazarın tüm skandal avcılığının yanısıra, 2. Abdülhamid rejimini eleştirmenin ötesinde, her şeyi küçümseme, hor görme, hatta yazarın ırkçılığı ve yahudi düşmanlığı da ortaya çıkar. Daha sonra basılan Les Mysteres de Constantinople (İstanbul’un Esrarı) (1897), Les Secrets d’Yıldız (Yıldız’ın Sırları) (1897), Au Pays de l’espionnage (Casusluk Ülkesinde) (1902) adlı eserler hep aynı doğrultudadır. Bu arada 5. Murad’ın kurtarılması için mason localarında da konferanslar vermiştir. Paul de Regla’nın yapıtları, 19. yüzyılın sonlarında, Avrupa ve özellikle Fransa kamuoyunda Türkiye hakkında yapılan değerlendirmelerinin kaynakları arasında bulunmalarından dolayı önemlidir. Deri cildinde.
İthaf, "Aziz kardeşim Burhan Günaysu'ya, Nüzhet İslimyeli" şeklindedir. 1913 Yılında Mudanya'da doğan Nüzhet İslimyeli'nin ilkokulda karikatürist ve ressam Cemal Nadir Güler, ortaokul ve lisede Mehmet Ali Laga ve Celal Esat Arseven hocaları olmuştur. İslimyeli Harp okulu öğrencisi iken İbrahim Çallı atölyesine devam etmiştir. Türk resmine yön veren ünlü ressamların atölyelerinde yetişen ressam Nüzhet İslimyeli asker kökenli sanatçılar grubunda değerlendirilmektedir. Çeşitli sanat topluluklarının üyesi olan sanatçı, 1970 yılında Celal Esat Arseven, Malik Aksel, Numan Kemal Pura, Ferit Apa, Cafer Bater, Cemal Güvenç ve Hikmet Duruer ile beraber "Suluboya Ressamlar grubunu" kurmuştur. Türkiye'de ilk suluboya topluluğu olan grubun organizatörlüğünü üstlenerek bu alandaki çalışmalarını yaşamının sonuna kadar sürdürmüştür. İslimyeli ayrıca 1966 yılında ayda bir yayınlanan "Ankara Sanat" dergisini kurmuş ve dergiyi 20 yıl boyunca kesintisiz yayınlamayı sürdürmüştür. Bu arada yeni yetişen sanatçılar arasında ödüllü yarışmalar düzenlemiş, genç sanatçıları teşvik etmiştir. Ayrıca sanat kitaplığımıza da çeşitli kitap ve ansiklopediler kazandırmıştır. Başkentte sanat yaşamımızda ressam ve yazar olarak aktif rol üstlenen Nüzhet İslimyeli, üstün tekniği ve özgün üslubu ile birçok çalışmalar sunmuş ve Türk Sanatı içinde kendine seçkin bir yer edinmiştir. Sanat çalışmalarını karikatür ve heykel alanlarına da taşımış, 1951 yılında ülkemizde ilk kez düzenlenen Ulus gazetesi karikatür yarışmasında birincilik ödülü almıştır. 1971-1978 yılları arasında Kültür Bakanlığı Danışma Kurulu üyeliği görevinde bulunan İslimyeli yurtiçi ve yurtdışı birçok organizasyonda da seçici kurul üyesi olarak görev yapmıştır. Resimlerindeki neşe ve mutluluk yansımaları sanatçının hayata bakışını anlatır. Sanatçının yoğun ve verimli sanat yaşamında eşinin anlayış ve desteği hiç kuşkusuz İslimyeli'nin şansı olmuştur. Yaşamının son günlerine değin atölyesinde pek çok öğrencisinin yetişmesine katkıda bulunmuş, özellikle suluboya tekniğinin sevilmesi ve yaygınlaşmasında büyük rol oynamıştır.