Yıldız Sarayı mâbeyn mütercimlerinden Luis Sabuncu'nun Sultan II. Abdülhamid için hazırladığı ve Antik Mısır heykellerinin anlatıldığı coğrafî-kültürel rapor.
Raporun başlangıcında dünya üzerindeki önemli merkezlerin anlatılması ve 300'den fazla resmin açıklanması emredildiği, Sabuncu'nun da bu tasvirleri her gece bir tane olmak üzere açıkladığı yazılıdır.
"Üç yüz adedi tecâvüz eden Mısır, Suriye, Filistin, Hindistan, Çin, Japon, Amerika, İngiltere, Fransa, İtalya, İsviçre, Almanya, Rusya, İspanya, Portukal tasvirleri yalnız bir gecede verilecek îzâhâtla irâesi mümkün olamayacağından her bir memleketin tasvirleri bir geceye hasr" edilerek padişaha dünya ahvâli kısa ve öz olarak aktarılmıştır. Bu nüsha, raporun Mısır bölümüdür.
Ebü'l Leys Semerkandi'nin fıkıh alanındaki asıl hocası “Küçük Ebû Hanîfe” diye meşhur olan Belhli Ebû Ca‘fer el-Hinduvânî’dir. Hanefî fıkhının yanı sıra hadis, kelâm ve tefsir alanında da tahsil gördü. Semerkant, Belh ve Buhara’dan başka Bağdat’a gitmiş ve orada Muhammed b. Muhammed b. Sehl en-Nîsâbûrî’den hadis rivayet etmiş, kendisinden Ali b. Ahmed er-Rezzâz nakilde bulunmuştur. İbn Cenk diye bilinen Semerkant Kadısı Halîl b. Ahmed es-Siczî, A‘meş diye meşhur olan Ebû Bekir Muhammed b. Saîd ve Ebû Bekir Muhammed b. Fazl el-Buhârî onun diğer hocaları arasında yer alır. Lokmân b. Hakîm b. Fazl ve Ebû Bekir Muhammed b. Abdurrahman et-Tirmizî yetiştirdiği öğrencilerden bazılarıdır. Ebü’l-Leys es-Semerkandî özellikle vaaz, nasihat ve ilmihal türündeki eserleri sayesinde İslâm dünyasında en çok tanınan âlimlerden biri olmuştur. Gerek telif ettiği gerekse şöhretinden dolayı kendisine izâfe edilen birçok eser Endülüs’ten Endonezya’ya kadar yayılmış ve asırlar boyunca İslâm dünyasının birçok bölgesinde müslüman toplumların İslâm anlayışlarını ve dinî hayatlarını derinden etkilemiştir. Eserleri çeşitli müslüman toplulukların dillerine çevrilen Ebü’l-Leys şöhretinin yayıldığı bölgelerde büyük bir velî olarak kabul edilmiş, kendisi için türbe ve makamlar inşa edilmiştir.
İbrahim Rodosi, Sülüs ve nesih yazılarını İsmâil Zühdü Ağa’dan (Eski) meşk ederken onun vefatı üzerine en iyi öğrencisi Kâtibzâde Mustafa Efendi’den tamamlayarak icazet aldı. Medrese tahsilinden sonra kadılık yaptı. Devrin Rumeli kadıları arasında adından övgüyle bahsedilen bir şahsiyet olarak tanındı. Sultan I. Mahmud devrinin meşhur hattatları arasında yer alan Rodosi’nin müze ve kütüphanelerde sülüs ve nesih pek çok eseri vardır. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Dârü’l-kütübi’l-Mısriyye ve Ekrem Hakkı Ayverdi hat koleksiyonunda sülüs-nesih kıtalar ve bir sülüs-nesih murakka İbrahim Rodosi’nin sanatında ulaştığı seviyeyi gösteren güzel örneklerdir.
Birgivî Şerhi, 1178 târihli, Esmâü'l Hüsnâ Şerhi ise 1190[?] târihlidir. Birgivî Şerhi 137 sayfadan müteşekkil olup, geri kalan kısım ise diğer şerhe aittir.
Hattat Şuglî Dede, 1659’da Edirne’de doğmuştur. Babası Darü’l-hadis Camii civarında mûkim olup debbâğlıkla [dericilikle] meşgul olduğundan, o da baba mesleğine devam ettirmiştir. Tâlihsiz bir kaza neticesinde bir eli ile ayağını yitirip iş göremez hâle gelince yazıya heves ederek, Kevkeb Hafız Derviş Mehmed Efendi'den sülüs ve nesih meşketmeğe başlamıştır. 1679 senesinde icâzet almıştır. 1727 yılında vefât etmiştir. Şüğlî Ahmed Dede'nin Bektâşî Târikatı’na intisap etmiş olduğu bilinmektedir. *Ketebe kısmında hattat hocasının isminden sonra kendi mahlasını yazmıştır.
Bahâiyye, Sühreverdiyye tarikatının Bahâeddin Zekeriyyâ el-Mültânî’ye nisbet edilen bir koludur. Evrâd-ı Bahâiyye ise bu tarikate mahsus bir dua ve zikir risalesidir.
İslamın ve imanın şartlarının incelendiği akaid ilmine dair açıklayıcı mahiyette Arapça eserdir. *Ciltte ve sayfalarda yıpranmalar vardır. Bazı sayfalarda su lekesi vardır.
Klasik altın tezhipli ve serlevhalı olup, icazet metninde diğer icazetlerden farklı olarak "Hattatlar tamamının görüşüne göre icazet verdim" ifadesi geçmektedir.
Arap dilbiliminin bir parçası olan sarf hakkında kaleme alınmış eserlerin bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş külliyat. Maksud kitabında Selim Vehbi öğrencisi Halil Zühdi´ye ait 1232 tarihli ketebe yer almaktadır. *Emsile kitabı su görmüştür ve sayfalarda yıpranmalar mevcuttur.
İcazet metninde İsmail Zühdî Efendi; Hocası Mehmed Emin onun hocası Mehmed Rasim onun hocası Seyyid Abdullah onun hocası kıbletül hattatin Hafız Osman'ı silsile olarak zikretmiş. Literatürde 'kıbletül hattatin' olarak Şeyh Hamdullah'ı biliyoruz. Burada Hafız Osman'ı bu ünvanla anması açısından icazet önemli bir belge niteliği de görüyor. Hicri 1219, haliyle, 22x16 cm
İslam dünyasının her tarafında çok yaygın olarak okunan Delâilü'l-Hayrât, Kuzey Afrika tasavvufunun en önemli simalarından biri ve Şâzeliyye tarikatının Cezûlîyye kolunun kurucusu olan Cezûlî tarafından derlenen salavat mecmuasıdır.
Mustafa Halim Özyazıcı, Nalıncı Hacı Cemâl Efendi’nin oğlu olarak H. 20 Şa'bân 1315/m. 14 Ocak 1898’de İstanbul’da doğdu. Asıl ismi Mustafa Abdülhalim’dir. Esekapısı İbtidâî Mektebi’nde ve daha sonra Haseki’deki Gülşen-i Ma’arif Rüşdî Mektebi’nde okudu. Mektebin yazı hocası olan Hâmid Aytaç’tan sülüs ve nesih, Ferîd Bey’den de dîvânî ve rık’a dersleri aldı. Mezun olduktan sonra Sanayi-i Nefîse Mektebi’nin hâk ve resim şubesine girdi. Ertesi sene, yeni açımış ollan Medresetü’l-hattatin’e kaydoldu. Burada Hasan Rıza Efendi ve Kamil Akdik’ten yeniden sülüs ve nesih, Tuğrakeş İsma’il Hakkı Altunbezer’den celi sülüs ve Hulusi Yazgan’dan da ta’lik meşketti. Medresetü’l-hattatin’den 1918’de şahadetname aldıktan sonra Divan-ı Hümayun Kalemi’ne girdi.
İbrâhim Sârım Paşa Londra ve İran Büyükelçilikleri yapmış ardından 1848’de sadrazam olmuştur. Avrupa’da yaşanan 1848 ihtilâllerinin Balkanlar’a tesirini azaltmak sebebiyle tedbirler alındı. Mustafa Reşid Paşa ile aralarındaki sorunlar yüzünden vazifesi kısa sürdü.